6 Haziran 2009 Cumartesi

KOAH ( Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı )

1.Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) nedir?

KOAH, kronik bronşit ya da amfizeme bağlı havayolu daralmasıyla karakterize bir hastalıktır. KOAH’ta akciğerler içinde yer alan havayollarında daralma mevcuttur. KOAH öksürüğe, balgam artışına, nefes darlığına neden olan, ilerleyici ve uzun süreli bir hastalıktır.

Kronik bronşitte solunum yollarındaki kalıcı ve ilerleyici değişiklikler öksürük ve balgama neden olur. Kronik bronşitin ilk belirtisi 2 ardışık yılda, yılın en az 3 ayı boyunca süren öksürük ve balgamdır.

Amfizem akciğerlerde bulunan hava keseciklerinin (alveoller) genişlemesi ve harap olmasıdır. Yapılan araştırmalara göre, amfizem ve kronik bronşit olgularının % 90’ının nedeni sigara kullanımıdır.

KOAH yavaş seyir gösterir ve zaman içinde kötüleşir. Hastalığın ilerleme hızı ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir. Başlangıçta sadece egzersiz benzeri bedensel faaliyetler sırasında nefes darlığı olurken hastalık ilerledikçe yürüme, giyinme gibi günlük faaliyetler sırasında nefes darlığı gelişebilir.

Sigaranın Bırakılması

Sigaranın bırakılması, KOAH tedavisinde birincil derecede önem taşıyan ilk adımdır. Sigarayı bıraktığınızda akciğer işlevinizdeki kötüleşme durur ve hatta daha iyiye doğru gidiş olabilir.

2. Korunma Nasıl Olur?

  • Gribi veya akciğer infeksiyonu olan kişilerle temas etmekten kaçınılmalıdır.
  • Ellerin sık sık ve iyice yıkanması bazı bulaşıcı hastalıklardan korunmanın basit bir yoludur
3. Tedavisi?

Tedavi ile ilgili çok şey olduğu için burada açıklamaktansa Prof.Dr.Sema UMUT (İ.U. Cerrahpaşa Tıp Fak. Göğüs Hast. A.B.D ) ' un bu konu ile alakalı bir yazısını eklemeyi uygun gördüm. Yazıya ulaşmak için aşağıdaki yazıyı sağ tıklayıp Farklı Kaydet seçeneğini kullanabilirsiniz. PDF formatında olduğu için Acrobat Reader bilgisayarınızda yüklü olmalı.



FARENJİT

1. Farenjit Nedir?

Farenjit, farinks adı verilen boğaz kısmının iltihabıdır. Hemen hemen herkes az ya da çok farenjit geçirir. Farinks, burun ve ağız boşluğunun arka tarafıdır. Yukarıdan aşağı doğru oluk şeklinde uzanan bir bölümdür. Burun arkasındaki kısmına nasofarinks(geniz) adı verilir. Ağız boşluğunun arkasındaki kısma ( ağzı açınca tam karşıda görülen kısmı) ise orofarinks adı verilir. Aslında aşağı doğru uzanan kısmına da hipofarinks denir ama burası bazı tümöral hastalıklar için önemliyse de farenjit açısından önemli değildir.

Farenjit diyince orofarinksin iltihabı anlaşılır.



2. Kaç Tür Farenjit Vardır?

Farenjit bulunma süresine göre genelde ikiye ayrılır. Eğer farenjit yeni oluşmuş ve şiddetli şikayetler yapıyorsa buna akut farenjit denir. Ancak uzun süreden beri var ve hastada çok şiddetli olmayan şikayetler yapıyorsa buna da kronik (müzmin) farenjit adı verilir.

3. Farenjit'in Sebebi Nedir?

Akut farenjit genellikle üst solunum yolu infeksiyonlarının bir parçası olarak görülür ve sebebi çoğunlukla virüslerdir. Bazen bakteriler de bu hastalığa yol açabilirler. Bazı kimyasal maddelerin veya tahriş edici meddelerinde farinkse teması ile akut farenjit gelişebilir. Kronik farenjitte ise yine virüslerde rol oynamasına rağmen genellikle tahriş edici bir faktör vardır. Bunlar arasında en önemlileri olarak sigara içilmesi, alkol kullanılması, alerji, geniz akıntısı, kuru ve kirli hava , burun tıkanıklığı yapan faktörler (burun solunum havasının nemini ve ısısını ayarlar. Eğer burun tıkanıklığı varsa uygun olmayan nem ve ısıdaki hava farinkse temas eder ve farenjiti kolaylaştırır.), mideden asit kaçağı (reflü) , aşırı sıcak veya soğuk besinler, boğaz temizleme refleksinin aşırı olması, diş ve bademcik iltihapları, geniz eti sayılabilir.

4. Belirtileri Nelerdir?

Akut Farenjit'te hastanın şikayetleri daha belirgindir. Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu, boğazda kuruluk,yanma veya kaşınma hissi, ateş, öksürük gibi şikayetler olur. Buyunda beze, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, baş ağrısı, halsizlik-kırgınlık, ses kısıklığı gibi şikayetlerde görülebilir. Kronik farenjitte ise akut farenjitin aksine ateş, halsizlik ve kırgınlık gibi şikayetler pek görülmez. Boğaz ile ilgili şikayetler daha hafiftir ancak ya hiç kaybolmaz ya da çok kolay ortaya çıkar. Boğazda kuruluk hissi, gıcık, yanma, kuruluk, yabancı cisim hissi, takılma, hafif yutkunma zorluğu gibi şikayetler olur. Gıcık öksürüğü şeklinde bir öksürükte eşlik edebilir. Hastalar boğazını temizleyerek rahatlayacakları hissine kapılırlar ve sürekli temizleme hareketi yaparlar. Ancak bu çoğu zaman boğazı daha fazla tahriş etmeye neden olur.

5. Tedavisi?

Akut farenjite virüslerin neden olduğu düşünüldüğünde antibiyotik verilmesi gerekli değildir. Ancak sıklıkla virüslerin yaptığı iltihaba bakterilerde eklendiğinden antibiyotikler hastalığın iyileşme süresini kısaltmaktadırlar. Antibiyotik olarak penisilin türevleri, sefalosporin veya makrolidler kullanılabilir. Antibiyotiklerin yanısıra, ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar, alerji düşünülen hastalarda antihistaminikler, burun açıcı spreyler, öksürük kesiciler ve ağız gargaraları kullanılabilir. Pastiller genellikle faydasızdır. Kronik farenjitin ise tedavisi oldukça zordur. Hem doktorun tedavi uygulaması hende hastanın bazı durumlara dikkat etmesi gerekmektedir. Ancak yine de kronik farenjit çoğu zaman tam olarak ortadan kaldırılamaz. Tedaviyi belirlemek için kronik farenjiti ortaya çıkaran başka bir faktör olup olmadığına bakılmalıdır. Eğer bulunursa önce onun tedavisi gerekir. Alerji, burun kemiğinde eğrilik veya burunda et, sinüzit, mideden asit kaçağı(reflü) gibi hastalıklar uygun şekilde gerkirse ameliyatla düzeltilmelidir. Antibiyotikler genellikle faydasızdır. Geniz akıntısın azaltıcı ilaçlar veya ağız gargaraları sık kullanılırlar. Bazen mideden asit kaçağını önleyici ilaçlarda verilebilir. Hastanın dikkat edecği durumların başında sigaranın dumanından bile uzak kalmak gelmektedir. Dikkat edilecek durumlar şöyle sıralanabilir:

-Sigara ve alkol almamak
-Tozlu yerlerde ve kirli havada bulunmamak
-Aşırı sıcak ve soğuk gıda almamak
-Üşümemeye çalışmak
-Alerjiye neden olan faktörlerden uzak kalmak
-Reflü düşünülen hastalarda akşam saatlerinde çay-kahve-alkol almamak ve mideyi aşırı doldurmamak
-Boğazı temizlemeye çalışmamak

Uygun tedavi ve hastanın maksimum dikkati bile kronik farenjitin bulgularını ortadan kaldırmayabilir. Ancak bulgular hafifleyebilir veya geçici olarak kaybolabilir.




TENYA ( ŞERİT )


1. Tenya(Şerit) Nedir?

Şerit hastalığı olarak da adlandırılabilecek olan taenia enfestasyonu parazit adı verilen küçük canlılarla meydana gelen ve genelde sindirim sistemini tutan bir durumdur. Tenyalar, az pişmiş veya çiğ et (tenya bulunan) yemekle bulaşır. Sığırlar genelde Taenia saginata bulaştırırken, domuzlar taenia solium taşıyıcısıdırlar. Tenyalar segmentli yani boğumludurlar. Her boğum yumurta üretebilme kapasitesine sahiptir.

Dünya genelinde son derece yaygın bir durumdur.




2. Belirtileri Nedir?

Vücudunda tenya olduğunu hasta yine kendisi anlayabilir. Dışkıda 2 cm. 0,5 cm. ebadında şeritler bulunur. Bazen bunlar birleşerek bağırsak tıkanmasına yol açabilirler.

Bununla beraber ;
  • Bulantı
  • Karın ağrısı
  • İştahsızlık
  • Kilo alamama gibi belirtiler görülebilir.

video

3. Tedavisi?

Tedavide seçkin ilaç kolay alınması, toksik olmayışı nedeniyle Niclosamid’ tir. (Preparatları: YOMESAN, Bayer; TENİFOR, Saba; TENİMİN, Ferit; TENİSİD, Liba; TENİAPAR, Mustafa Nevzat ). Sabah aç karnına 500 mg’ lık 4 tablet (2 gram ) verilir. direkt toksik etki ile ilaç parazitin mukozadan ayrılmasına, degeneratif değişikliklerle ölümüne yol açar. Ertesi günlerde parazit parça parça feçesle dışarı atılır. Uygulaması Niclosamid’ ten daha zor, fakat scolex ila birlikte tüm şeritlerin dışarı atılmasını sağlamak yönünden ona üstün bir alternatif Quinacrine = Mepacrine (ATEBRİN) dir. Aşağıdaki şekilde kullanılır:

1-) Tedaviden önceki akşam 20- 30 gram sodyum veya magnezyum sulfate (İngiliz tuzu) verilerek barsaklar boşaltılır.
2-) Sabah aç karna 100 mg’ lık 10 tablet ATEBRİN beşer dakika ara ile verilir. bu miktar ilacı 100 ml suda eriterek bir duodenal sonda aracılığı ile doğrudan barsağa vermek güç fakat çok daha etkilidir.
3-) Son tabletten veya ilacın doudenuma şırıngasından 2 saat sonra tekrar müshil (bk: madde 1 ) verilmeli, defekasyona kadar hasta aç kalmalıdır.
4-) Feçes, tuvalet kağıdı bulaştırmadan, bir küvette toplanarak scolexin çakıp çıkmadığı araştırılır. Scolex’ in içeride kalması halinde tedavi bir hafta sonra tekrarlanabilir.



ÇOCUKLARDA İSHAL

1. Rotavirüs İshali

Rotavirüs, küçük çocuklarda görülen ağır ishallerden sorumlu bir grup virüstür.Yaklaşık 2 gün süren kuluçka döneminin ardından kusma, ateş, karın ağrısı ve sulu ishal başlar. Ateş ve kusma 2-3 günde geçer, ishal ise 1 hafta- 10 gün kadar sürebilir.

Aşağıdaki resimler ROTA VİRÜSE aittir.



2. Bulaşıcı mıdır?

Rotavirüs çok bulaşıcıdır. Mikrop bulaşmış su veya gıdayla, mikrobu taşıyan eller yoluyla vücuda alınır. Yuva gibi kalabalık ortamlarda, özellikle çocuklar tuvaletten sonra ve yemekten önce ellerini yıkamayı unuttuklarında kolayca yayılır. O kadar bulaşıcıdır ki, genel hijyen koşulları ne kadar iyi de olsa, hemen her çocuk 5 yaşını doldurmadan rotavirüs ishali geçirmiş olmaktadır. Ülkemiz gibi ılıman iklim kuşağındaki ülkelerde, kış aylarında görülür. Özellikle 2 yaş altı küçük çocuklar etkilenir. Erişkinde ise, daha hafif seyreder.

3.Nasıl Tanı Konur?

Kesin tanı, gaitada virüsün gösterilmesiyle konur.

4.Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavinin amacı, çocuğun susuz kalmasını önlemektir. Ağızdan sık sık az miktarda sıvı alımı uygun olur. Doktor tuz- şeker karışımından önerebilir. Ağızdan yeterli sıvı alımı sağlanamazsa, özellikle küçük çocukta, hastaneye yatırılıp serum verilmesi gerekebilir. Anne sütü alan bebeğin emzirilmeye devam etmesi çok önemlidir. Antibiyotikler işe yaramaz. Kusma ve ishali durdurucu ilaçlar önerilmez.

Önleme:

En önemli koruyucu yöntem, el yıkama alışkanlığının kazandırılmasıdır. Hasta çocuğun ishal geçene dek yuvaya gönderilmeyip evde tutulması da diğerlerine bulaşmaması için önemlidir.

2007 başından itibaren, küçük çocuklarda ishalin en önemli nedeni olan bu mikroba karşı aşı, ülkemizde de mevcut. Üstelik bu aşı, çoğu anne babanın bebekleri aşı olurken aklından geçirdikleri keşke şunun damlası olsa da bebeğimin canı yanmasa dileğine uygun, ağızdan verilecek damla şeklinde bir aşı.

Aşı 6 hafta-6 ay arası bebeklere en az 1 ay arayla 2 veya 3 doz halinde ağızdan damla şeklinde veriliyor. Piyasada bulunan 2 farklı marka aşıdan biri 2, diğeri 3 doz olarak önerilmektedir.

AŞI İLE İLGİLİ GENİŞ BİLGİ İÇİN TIKLAYIN...

4 Haziran 2009 Perşembe

MEGALOBLASTİK ANEMİLER

1. Megaloblastik Anemi Nedir?

Megaloblastik anemiler vitamin B12 ve/veya folik asit eksikliği sonucu gelişir. Her ikisi de nükleoprotein sentezinde kofaktör olarak rol alırlar. Eksikliklerinde DNA ve bir ölçüde de RNA’nın sentezi bozulur. Gelişimi duraklayan hücrelerin kemik iliğinde erken ölümü sonucu ineffektif eritropoezis ortaya çıkar.

Periferik yaymada eritrositler makrositer ve hafif ovaldir. Nötrofillerin segment sayısı artmıştır. Dev trombositler görülebilir. Ağır vakalara pansitopeni eşlik edebilir.

Folik Asit Eksikliği ;

Folik asit kaynağı: Folik asit yeşil sebzeler (ıspanak), meyveler (portakal) ve karaciğer-böbrekde fazlaca bulunur. Ancak günlük ihtiyacın 1/3’ü tahıllardan, 1/3’ü sebze ve meyvelerden ve diğer 1/3’ü et ve balıktan sağlanır. İnce bağırsak boyunca emilir. Enterohepatik sirkülasyonu vardır. Anne sütü ve inek sütünde yeterli miktarda vardır. Ancak keçi sütü hemen hemen hiç folik asit içermez. İnek sütünün uzun kaynatılması sonucu folik asit düzeyi azalır.


Günlük gereksinim bebeklerde 3.6 µgr/kg, daha sonraki yaşlarda 3.3 µgr/kg kadardır.

Folik asit eksikliğinin gelişme sebebleri:

  • Yetersiz alım:

    • Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde hızlı büyüme nedeni ile ihtiyaçları daha fazladır.

    • Hemolitik hastalığı olan çocuklarda hızlı eritropoez nedeni ile ihtiyaç artmıştır.

    • Malnütrisyon çoğu kez mikrobesin yetersizlikleri ile birlikte olur.

    • Yiyeceklerin aşırı pişirilmesi

  • Emilim yetersizliği:

    • Malabsorpsiyon sendromları

    • İnce bağırsak rezeksiyonları

    • Konjenital folat malabsorpsiyonu:

  • İlaçlara Bağlı: Antikonvülzan (difenil hidantoin, fenobarbital) ilaçlar, methotrexate, pyrimathamine, trimethoprim kullanımı sırasında folik asit eksikliği ortaya çıkabilir.

2. Tedavi?

  • Beslenmenin düzeltilmesi

  • Folik asit desteği: 0.2-0.5 mg/gün folik asit ile folik asit eksikliğine bağlı megaloblastik anemi tedavi edilebilir. Vit B12 eksikliklerinde folik asit kullanıldığında nörolojik yan etkileri artırdığı bilinmektedir. Ancak 0.2-0.5 mg/gün kadar dozlar Vit B12 eksikliğinde hematolojik düzelme sağlamaz. Ancak folik asit tabletleri 5 mg’lık olduğundan yüksek dozlar kullanılacak ise mutlaka vit B12 düzeyi bilinmelidir. Vit B12 eksikliğinin olmadığı gösterildiği takdirde yüksek doz folik asitin kullanılmasında bir sakınca yoktur.





ALLERJİK RİNİT


1. Allerjik Rinit Nedir?

Allerjik rinit (saman nezlesi), toplumda sık görülen allerjik hastalıkların en önemlilerinden biridir. Özellikle allerjik olan anne ve/veya babaların çocuklarında görülme sıklığı daha fazla olan bu hastalık; endüstriyel gelişmiş ülkelerde, çevre kirliliği gibi faktörlerin artması ile giderek artmaktadır. Hastalığın başlama yaşı genellikle küçük yaşlarda olmakla birlikte, ileri yaşlarda da başlayabilir. Hastalık genllikle allerjik konjonktivit (göz nezlesi), allerjik sinüzit veya astımla birliktelik gösterebilir.

Allerjik rinit hayatı tehdit etme özelliği olmayan ancak hastanın konforunu belirgin şekilde bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkta özellikle hastalar belirli bir allerjen ya da allerjenlerle karşılaştığı zaman şikayetler ortaya çıkar. Hastanın şikayetlerinin orrtaya çıkabilmesi için hastanın en azından sorumlu allerjenle daha önceden bir kez karşılaşmış ve ona duyarlı hale gelmiş olması gereklidir.

2. Nasıl Tanı Konur?

Allerjik rinitli hastalarda allerjenle karşılaştıktan sonra dakikalar içerisinde hapşurma, burunda kaşınma, burun akması ve/veya burun tıkanıklığı olur. Bu kişilerde devamlı bir burun çekme, burun kaşıma nedeni ile özel mimikler gelişir. Yine bu kişiler çocukluklarından beri burunlarını avuç içleri ile yukarı doğru sildiklerinden dolayı bu harekete allerji selamı, burun üstünde oluşan yatay çizgiye de allerji çizgisi denilir . Hastalarda özel bir yüz görünümü dahi oluşabilir . Bu hastalarda genelde allerjik konjonktivit (göz nezlesi) te eşlik ettiği için gözlerde yanma, batma, kaşınma, sulanma gibi bulgular da görülebilir. Yine bu hastalarda eğer allerjik sinüzit varsa, geniz akması, baş ağrısı, gece gelen öksürük nöbetleri olabilir. Astımın da birlikte görüldüğü hastalarda, nefes darlığı, hırıltlı solunum, göğüste sıkışma hissi, öksürük gibi bulgular olabilir. Özellikle allerjik rinitli hastalarda antiallerjik (antihistaminik) ilaç aldıktan sonra bulgularda belirgin gerileme olur.




3. Tedavi?

Allerjik rinit için öncelikle, hastanın mutlaka allerjenle kontağını bitirmesi veya bunu minumum düzeye indirmesi gereklidir (korunma yöntemlerini web sayfamızda bulabilirsiniz). Bunun dışında ilaç olarak öncelikle burun içine uygulanacak veya ağızdan uygulanacak antihistaminiklerden fayda sağlanmaya çalışılır. Hastaların önemli bir kısmında bu ilaçlardan fayda elde edilir. Hekimin uygun gördüğü durumlarda burun içine uygulanan kortizonlu spreylerden de belirgin yarar sağlanır. Bu tür kortizon preparatlarının yan etkisi yok denecek kadar azdır.

İlaçlardan fayda görmeyen, yeteri derecede fayda sağlanamayan hastalarda allerjen immünoterapi (aşı) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Etkinliği kesin kanıtlanmış olan bu tedavi yönteminde bu günkü standartlarda yüksek kalitede allerjenler kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki bu tedavi yaklaşık % 85 dolayında fayda sağlıyor. Ancak bu tedavinin özellikle doz artımı döneminde daha da iyisi tedavi boyunca bir allerjist tarafından yapılması ve takip edilmesi uygun olur. Tedavi hastanın verdiği klinik ve laboratuvar sonuçlarına göre 3 veya 5 yıl kadar sürer. Öncelikle birkaç ay süren ve aşının her hafta yapıldığı bir doz artımı rejimi uygulanır. Bu program sonucunda optimum doza (sabit doza) ulaşılınca aşılar önce 15 günde bir daha sonra ayda bir uygulanmaya başlanır. Tedavi süresince yılda bir kez cilt testlerini tekrarlamak hastanın takibi açısından uygun olur. Uygulanan bu allerjen immünoterapi programının allerjik astımdan korumada da belirgin şekilde etkin olduğu kanıtlanmıştır.

CROHN HASTALIĞI



1. Crohn Hastalığı Nedir?

Crohn hastalığı sindirim kanalını tutan kronik inflamatuvar (iltihabi) bir hastalıktır. Ağızdan anüse (makat) kadar sindirim sisteminin tüm parçalarını tutabilmesine rağmen sıklıkla ince bağırsağın son kısımlarını ve/veya kalın bağırsağı tutar.

2. Nasıl Tanı Konur?

Doktor, klinik bulgu ve belirtileri olan hastaların ayrıntılı hastalık öyküsü ve muayenesi ile birlikte bazı testlerin yapılmasını ister. Bunlar, kan, idrar ve dışkı tahlilleri ve bağırsağın radyolojik ve endoskopik incelemeleridir.

Kan örnekleri ile kan kaybı olup olmadığı değerlendirilebileceği gibi akyuvar denilen beyaz kan hücrelerindeki (vücudumuzun savuma hücreleri) artış, inflamatuvar (iltihabi) durumu gösterir. Buna ek olarak, kan tetkiki ile hastalığın diğer organlar üzerine olan etkileri de incelenebilir. Dışkı (büyük abdest) tahlili ile kan kaybının yeri, bakteri ve diğer parazitler araştırılır.

Doktor, bunun haricinde anüs (makat) yolu ile yerleştirilen bir fleksibıl (bükülebilir)tüple (endoskop) kalın bağırsağı inceler (kolonoskopi) ve mikroskop altında incelenmek üzere parça alabilir (biyopsi).


3. Tedavisi?

Hastaların, Crohn hastalığının tam tedavisinin yani küratif bir tedavinin mümkün olmadığını bilmeleri gerekir.

İlaç Tedavisi:

İlaçlar ile hastalığın bulguları kontrol altına alınabilir veya azaltılabilir. Fakat hastalığı tam olarak tedavi edemez.

Tedavide kalın bağırsak mukozasındaki inflamasyonu (iltihabı) baskılayan ilaçlar kullanılır. Hastalığın şiddetine göre tek veya bir çok ilaç bir arada tercih edilebilir. Bu ilaçların kullanımı uzun süre gerekebilir. Sulfasalazin, 5-aminosalasilik asit bunlardan bazılarıdır. Genellikle hafif ya da orta dereceli vakalarda hastalar sulfasalazin ile tedavi edilir. Bu ilacın uzun süreli kullanımı da gerekebilir veya diğer ilaçlarla beraber kullanılabilir. Bulantı kusma kilo kaybı ishal gibi yan etkileri görülebilir. Sulfasalazinin yan etkileri görüldüğü vakalarda sulfasalazinin benzeri olan 5-aminosalasilik asit tercih edilebilir.

Hastalığın şiddetlendiği dönemlerde, steroid (prednizolon) tedavisinden yararlanılır. Yan etkileri nedeni ile çok dikkatli kullanılmalıdır. Hastalığın alevlenme dönemlerinde ilaçların dozu artırılır.

Üçüncü grup ilaç, bağışıklık (immun) sistemine etkili ilaçlardır. İmmunosupresif veya immunmodülatörler de denilen ilaçlar bağışıklık sistemini baskılayarak hastalığı kontrol altına alırlar. Azotiyopirin, 6- mercaptopurine, siklosporin ve methotreksat bu grup ilaçlardır. Bağışıklık sistemini kuvvetli baskıladıkları için ciddi yan etkilere neden olabilirler. Bunlarla tedaviye başlarken dikkatli karar vermek gerekir.

Bazı durumlarda, örneğin makat etrafındaki abse ve fistüllerin tedavisinde antibiyotiklerin eklenmesi (Metronidazol türevleri) yararlı olabilir.

Şiddetli vakalarda ilaç tedavisine ek olarak bağırsakları istirahate almak gerekir. Bu tip vakalarda tedavi hastanede yatarken planlanmalıdır. Hastalara özel sindirimi kolay diyet (elemental diyet) veya damardan besin maddeleri verilir.

Bir veya daha fazla ilaçla yapılan tedavi ile hastalığın belirtileri ortadan kaldırılabilir ve hasta rahatlatılabilir. Tedavideki ana amaç beslenme bozukluklarının giderilmesi, inflamasyonun, (iltihabın), karın ağrısının, diyarenin (ishalin) ve kanamanın önlenmesidir.

Cerrahi Tedavi :

Hastaların ¾'ü, hayatlarının bir döneminde, cerrahi tedaviye gereksinim duyarlar. Bu cerrahi tedavinin bir kısmı hayatı tehdit eden komplikasyonlar nedeni ile acil olarak yapılması gerekir. Bunlar aşırı kanama, bağırsak delinmesi, karın iç zarı iltihabı (peritonit), karın içi absesi, bağırsak tıkanıklığı, ve toksik megakolon (kolonun ani genişlemesi ve bağırsak kas gerginliğinin kaybı) durumlarıdır.

Bunun yanında hastalığın seyri sırasında, ilaç tedavisine karşın belirti ve bulguların baskılanmaması, ilaç yan etkileri, ilaca bağımlılık nedenleri ile de cerrahi tedavi gerekebilir. Bunlara ek olarak abse gelişimi veya fistül (bağırsak ile başka bir organ veya karın cildi arasında oluşan anormal kanal) oluşması yada ciddi anal (makat bölgesi) tutulum, cerrahi gerektirebilen diğer durumlardır. Ancak bu bulguları olan herkesin cerrahi tedavi olması gerekmez.

Unutulmaması gereken önemli nokta, cerrahi tedavinin hastalığı tedavi edici olmadığıdır. Cerrahi tedavideki amaç, hastanın komplikasyonlar nedeni, ilaçlarla kontrol edilemeyen bulgularını düzeltmektir. Cerrahi tedavideki amaç ise, ince ve kalın bağırsağı korunabildiği kadar koruyarak hastanın yaşam kalitesini yükseltmektir. Buna karşın hastaların bir kısmında ikinci hatta üçüncü kez cerrahi tedavi gerekmektedir.

Geniş Bilgi İçin Tıklayın...




DOWN SENDROMU


1. Down Sendromu Nedir?

Down sendromu insanlarda en sık görülen kromozom anomalisi türüdür.Dünyada ilk kez 1866 yılında Dr. John Langdon Down tarafından bir tür zeka geriliği olarak tarif edilmiş bir sendromdur.

Genetik kaynaklı olduğu baştan beri düşünülmesine karşın down sendromuna yakalanmış bebeklerin kromozom haritasının çıkarılması ancak 1959 yılında mümkün olmuştur. Daha sonraki yıllarda Down sendromunun translokasyona bağlı şekilleri ve mozaik varyantı da olabileceği keşfedilmiştir.

Dünyada yaklaşık olarak 660 yenidoğan bebekten biri Down sendromu ile doğmaktadır. Bu haliyle Down sendromu insanlarda en sık görülen malformasyon (yapısal bozukluk) türüdür.



2. Tanı Nasıl Konur?

Klinik bulgularla yenidoğanda Down sendromu tanısı koymak genellikle kolaydır. Ancak kesin tanı kromozom analizi yapılarak konur. Kromozom analizi ayrıca Down sendromu'nun "hafif" şekli olan mozaik durumunun belirlenmesinde de önemlidir.

Mozaik kromozom yapısına sahip bebeklerde kromozomların bir kısmı normal yapıda olduklarından sendromun tipik özelliklerinin bir kısmı gözlenmeyebilir ve zeka geriliği de daha hafif olur.

3. Nasıl Oluşur?

İnsan, hücrelerinde 46 kromozom içeren bir canlıdır. Kromozomlar hem insan ırkına ait, hem de bulunduğu canlının bireysel özelliklerine ait bilgileri depolayan DNA yapılı moleküllerdir. Bu DNA molekülleri de vücudun işleyişiyle ilgili bir maddenin (enzimler ya da çeşitli proteinler gibi) üretimine ait bilgiler içeren farklı genleri taşır.

Bu 46 kromozomun yarısı anneden yarısı da babadan gelir. İşte Down sendromu insanlarda normalde anneden bir, babadan da bir olmak üzere iki adet gelen 21. kromozom bilgisinin hücrede üçüncü kez yeralmasıyla (Trizomi 21= üç adet 21 numaralı kromozom) ortaya çıkan belirtiler topluluğudur. Bu fazladan kromozom yani DNA bilgisi hücresel seviyede çeşitli genlerin iki kez değil üç kez ifade bulması (overexpression) ve böylece çeşitli maddelerin üretiminde anormallikler oluşmasına neden olur. Bu hücresel düzeydeki anormallikler bebeğin vücuduna yansıdığında karşımıza Down sendromu belirtileri topluluğu çıkar.



4. Tedavisi ?

Down Sendromunda tüm vücut hücrelerinde değişiklik olduğundan tedavisi yoktur.

Ancak kromozom kusuruna bağlı olarak ortaya çıkan değişikliklerin (örneğin sindirim kanalı ve gözdeki oluşum bozuklukları, dişlerdeki biçim bozukluğu, zeka geriliği gibi) tedavi edilmesi gerekmektedir. Down Sendromlu çocuklar çabuk hastalanabilirler; dolayısıyla onları hastalıklardan korumak için mümkün olan her şey yapılmalıdır. Çabuk kilo alma eğiliminde oldukları için özel beslenme programları hazırlanmalıdır.

Down Sendromlu çocuklar uygun eğitim ile yaşıtlarıyla uyum içinde çeşitli faaliyetlere katılabilirler. Bunun için erken dönemde başlayacak olan fizik tedavi ve eğitim çok önemlidir. Fizik tedavi ve erken eğitim programı çocuğun durumuna uygun olarak ve hem hareket hem de zeka özürünü azaltmaya yönelik olarak hazırlanmalıdır. Bu programın hazırlanmasında sosyal hizmet uzmanı, psikolog, fizyoterapist gibi uzmanlar rol almaktadır. Program çocuğun değerlendirilmesinden sonra hazırlanır. Hazırlanan program çocuğa özel olmalıdır ve çocuğun eğitim ihtiyaçlarına göre hazırlanmalıdır. Ayrıca eğitime ailenin katılması çocuğun birçok beceriyi daha hızlı öğrenebilmesini, farklı ortamlara genelleyebilmesini ve kazanılan becerilerin daha uzun süreli olmasını sağlamaktadır. Eğitime katılan aile üyeleri çocuğun gelişimine katkıda bulundukları için duygusal olarak rahatlamakta, kendilerini daha yeterli hissetmekte ve böylece çocuğa daha olumlu yaklaşabilmektedirler.

2 Haziran 2009 Salı

DOMUZ GRİBİ

1. Domuz Gribi Nedir?

Domuz gribi, A (H1N1) tipi virüsten kaynaklanan, insanlarda hastalığa yol açan viral bir hastalıktır. Hastalık ilk kez Meksika ve ABD’de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır.

2. Domuz Gribinin Belirtileri Nelerdir?

Domuz gribinin belirtileri, insanlarda görülen grip belirtilerine benzerdir. Bunlar:
Ateş,
Öksürük,
Boğaz ağrısı,
Yaygın vücut ağrısı,
Baş ağrısı,
Üşüme ve
Yorgunluk
gibi belirtileri içermektedir. Bazı vakalarda kusma ve ishal de görülebilmektedir.

3. Tedavisi

Domuz gribine etkili ilaçlar bulunmaktadır. Sağlık personeli uygun görmedikçe kullanılmaması gerekir.

4. Korunma

Hijyen koşullarına dikkat etmek en iyi yöntemdir. Bulaşmanın olduğu bölgelerde sarılma , öpüşme , tokalaşma v.b. hastalığın yayılmasını tetikleyecek hareketlerden kaçınılmalıdır. Maske takılması özellikle sağlık personeli açısından fayda sağlamaktadır.

MANTAR ZEHİRLENMESİ

1. Mantar Zehirlenmesi Nasıl Oluşur?

Doğal alanlarda yetişen ve yapısında zehirli madde bulunan şapkalı mantarların taze, kurutulmuş veya konserve olarak çiğ veya pişirilerek yenmesi sonucunda gelişen ve ölümle de sonuçlanabilen ciddi bir zehirlenme tipidir.

Mantar zehirlenmeleri , özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha çok görülmektedir.

Ülkemizde bulunan en zehirli mantar türleri ;



2. Mantar Zehirlenmesinin Belirtileri Nelerdir?

Zehirlenme hali 3 dakika ile 3 saat arasında görülebiliyor. Zamanında müdahale edilmezse hasta kalp veya solunum durması ile ölüyor. Bazı mantarların da karaciğer üzerine toksik etkisi bulunuyor. Bu türlerde zehirlenme 6- 15 saat içerisinde görülüyor.Yüzde 70 oranında ölüme neden oluyor. Zehirli mantarların bir kısmı da hemoliz yapıyor.Yani kanı eritiyor. Bu tür zehirlenmelerde rahatsızlıklar, 24 saat sonra ortaya çıkıyor ve yüzde 20’si öldürücü oluyor.

Mantardan zehirlenen kişilerde mantar cinsine göre değişen bulantı, kusma, sulu veya kanlı ishal, karın ağrısı, adale krampları, terleme, gözyaşı ve tükürük ifrazatında çoğalma, görmede bulanıklık, baş dönmesi, dikkatte dağılma, sendeleme, ruhsal değişiklik, hareketlerde zorluk, uyuklama hali, uyanıkken hayal görme, tansiyon düşüklüğü, şiddetli ağrı, bayılma, nöbet, koma gibi belirtiler görülür.

3. Mantar Zehirlenmesi Tedavisi :

a) Zehirlenme belirtileri tam olarak görülmeden yani sıkıntılı dönemde, hasta veya yakınları durumu anlarsa, bu durum Hekime anlatılırsa, mide ve bağırsakların temizlenme­si öncelik taşır. Hekim bağlayıcı dozlarda hastaya müshil verebilir. Bu mantarda, bu şekle çok az rastlanır.

b) Hekim hastanın korku ve heyecanlarını gidermeli­dir. Burada dikkat edilecek en önemli nokta, hastanın korku ve heyecanlarının giderilmesinde kullanılacak ilaçların ka­raciğere yan tesiri olmayan ilaçlar olmasına dikkat edilme­lidir.

c) Vücudun su ve elektrolit dengesi dikkatle korunma­lıdır.

d) Hastada kan diyalizi görülüyorsa kan değiştirilmesi literatürlerce tavsiye edilir. Kan diyalizinin olduğu hastalar­da ölüm çoğunlukla görülen vakalardandır.

e) Hastanın karaciğer ve böbreklerdeki tahribatı önleyecek ilaçlar dikkatle kullanılmalıdır.

f) Hastaya sürekli ishallerden sonra, koruyucu olarak antibiyotikler verilebilir.

g) İstifra ve ishallerden sonra hastaya, taze demli çay verilir. Karaciğer fonksiyon testleri normal çıkıncaya kadar, karbonhidratça zengin, proteince fakir yiyecekler verilmeli­dir. Daha sonra hastaya dengeli beslenme uygulanmalıdır.

h) Mantar zehirlenmelerinin hiç bir safhasında hasta­ya alkollü içki verilmemelidir. Zehirlenmeden sonra bir hafta ön gün içinde alkollü içkiler içilmemelidir,Görülüyor ki, bu mantardan olan zehirlenmelerin tedavi­sinde kadro ve imkân yönünden yeterli bir hastane tedavisine ihtiyaç vardır. Zehirlenen şahsı zaman kaybetmeden büyük merkezlere göndermelidir.


BOTULİSMUS ZEHİRLENMESİ


1. Botulismus Zehirlenmesi Nedir?

Botulismus zehirlenmesi ( botulizm ) , Clostridium botulinum denen bakterinin toksinlerinin , başta konserveler olmak üzere değişik yiyeceklerle alınması sonucu meydana gelen bir zehirlenmedir.

Ayrıca , bu toksinleri içeren balların bir yaş altı bebeklere verilmesiyle bebeklik botulizmi olarak bilinen hastalıkta görülebilmektedir.



2.Botulismus Nasıl Oluşur?

Clostridium botulinum çevrede yaygın olarak bulunan bir bakteridir. Özellikle geleneksel usullerle yapılan konservelerde , yeterli ısı uygulaması ( Pastörizasyon ) yapılmamasından dolayı, kutudaki havasız şartlarda bakteri çoğalmakta ve toksin ( zehir ) üretmektedir. Toksin bulunduran konservelerin tüketilmesiyle de zehirlenme oluşmaktadır.













3. Botulismus Zehirlenmesinin Belirtileri Nelerdir?

Toksin bulunduran gıdaların yenmesinden yaklaşık 12-36 saat sonra zehirlenme belirtileri görülmeye başlar.

Botulismus zehirlenmesinde en sık görülen belirtiler :

  • Çift Görme
  • Göz kapağının düşmesi
  • Göz bebeğinin genişlemesi
  • Ağız kuruluğu
  • Yutma güçlüğü
  • Ses kısıklığıdır.
Ayrıca, felçler ve solunum yetmezliği de görülebilmektedir.

Bebeklik botulizminde ise bebeğin zayıf sesle ağlaması, emmenin zayıflaması, yutmada ve solunumda güçleşme ile bebeğin başını tutamaması şeklinde belirtiler olabilmektedir.







Tedavi : Botilism şüphesi olan hastaya süratle aşağıdaki işlemler uygulanır.

- Trivalan (ABE) botulism antitoksik serumu (Hıfzıssıha Ens’ten temin edilebilir, Tel:312-4355680); heterolog immun globulindir. Alerji kontrolü yapıldıktan sonra (varsa desensitizasyon yap; bir flakon IM, bir flakon IV (prospektüste müsaade edilmiyorsa) 2-4 saatte bir semptomlar düzelene kadar verilir.

-Şüpheli gıdayı yiyen semptomsuz kişilere profilaktik olarak serum önerilmez (%20 oranında hipersensitivite riski vardır.)

- Hasta yoğun bakımda izlenir.Suni solunum ve trakeostomi için hazır olunmalıdır. Iyi destek tedaviyle ağır vakalar bile kurtarılabilir.

- İleus varsa, nazogastrik aspirasyon ve parenteral beslenme yapılır. İleus yoksa, mide yıkanır müshil veya lavman yapılarak GIS’te kalmış olan toksin uzaklaştırılır.

Ulusal Zehir Danışma Merkezi (UZEM)

Cemal Gürsel Caddesi No:18 Sıhhiye/ANKARA

Tel: 0312 458 22 08

www.rshm.gov.tr